The Secret Life of Walter Mitty

0
1605

Beyazperde’nin düzenlediği yılın son ön gösteriminde izlediğim The Secret Life of Walter Mitty’nin konusunu bile bilmeden girdiğimi itiraf etmem gerekli. Genellikle beklentisiz izlemenin faydasını gördüğüm de bir gerçek, bu filmde de öyle oldu.

The Secret Life of Walter Mitty’ye başta Ben Stiller’ın yönettiği ve oynadığı bir film olması nedeniyle ufak bir kuşkuyla yaklaşsamda, klasik Ben Stiller filmlerinden ayrıştığını fark etmem uzun sürmedi. Stiller bu defa abartılı ve absürd değil, doğal ve gerçekçi bir karakterle karşımızda.

Walter Mitty, yıllardır LIFE dergisinin muhteşem fotoğraflarının Film Negatifleri Amiri olarak çalışıyor. Kendi halinde, kabuğuna sıkışmış, monoton ve maceraların sadece hayallerinde gerçekleştiği bir hayat içerisinde yuvarlanıp gidiyor. Kayda değer hiç bir şey yapamamış olan Walter’ın hayatı, LIFE dergisinin satın alınıp basılı yayına son verdiği gün değişiyor, artık onun işi, geçerli bir olmaktan çıkıyor. Bir yandan dergiye yeni katılan Cheryl Mellhof (Bridesmaids’ten hatılayabileceğiniz Kristen Wiig)’a aşık olmasının da etkisiyle, artık kabuğunu kırmak, sevdiği kadının ilgisini çekebilecek bir karakter olmak istiyor. Yıllardır bir ortak gibi çalıştığı ünlü fotoğrafçı Sean O’Connel’ın (Sean Penn) ona gönderdiği son kapak fotoğrafın filmini bulamaması ise gerekli son itkiyi sağlıyor ve daha önce ülkeden dışarı çıkmamış olan Walter, 25. karenin peşinde Grönland’a doğru yollara düşüyor ve maceramız başlıyor.

Walter Mitty, teknoloji odaklı dünyamızda, eski ama güzel değerlerin, emeğin de hatırlanması gerektiğini anlatan bir hikaye. Hızlı içerik tüketimi ile geçip giden günlerde, yıllarca emek vermenin, güzel bir kare yakalayabilmek için sarf edilen çabanın, bekleyişin saygı duruşu. Bir yandan da bu monoton hayattan sıyrılıp, kafamızı kaldırmamızı söyleyen bir çığlık gibi; hayat yüzünden içindeki maceracıyı bastırmış Walter üzerinden geç olmadan çık ve hayatını yaşa, hayallerinin peşinden koş diyor bizlere Ben Stiller. 25. karenin aslında hayatın ta kendisi olması, doğal, içten ve işini iyi yapmak için emek sarf eden her hangi birinin portresi olmasıyla o kadar örtüşüyor ki, karede Walter Mitty’yi gördüğünüzde gülümsetiyor.

Cıvıklığa prim vermeyip kalite seviyesi yüksek espriler ile kahkahalar attıran Ben Stiller’a teşekkür etmek gerekli. Bu yılın The Bucket List’i olmaya aday, hem güldüren hem de insana enerji ve umut aşılayan bir film yaratmış Walter Mitty üzerinden. Kendi kategorisinin iyilerinden bu filmi güzel bir pazar gününde izlemeniz tavsiye olunur. Günü yüzünüzde kalacak güzel bir gülümseme ile tamamlamak için birebir.

Unutmadan not: Adam Scott’un sakalı nasıl kötü bir sakaldır, komik bile değildi, gördükçe sinir oldum.

DEĞERLENDİRME
Yazarın Notu
PAYLAŞ
Önceki İçerikIt’s a Wonderful Life’a devam filmi mi?
Sonraki İçerikRunner Runner
Sinema ve kitap tutkunu bir dijital dünya insanı. Konuşmayı, anlatmayı çok sevdiği için başladığı bloggerlık yolculuğunda sinema maceralarını Tarçınlı Kahve üzerinde paylaşıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here