My Week With Marilyn

0
1254

Biyografilere ilgim nedeniyle bu filmi çıktığı gibi izlemem gerekirdi aslında, özellikle de Marilyn Monroe varken işin içerisinde, ama bu zamana dek saklamışım nedense.

Film, The Prince and The Showgirl filminin çekim setinde geçiyor. Çok kısa süre önce Arthur Miller ile 3. evliliğini yapmış olan Marilyn’in nevrotik tavırları nedeniyle sette Laurence Oliver ile arasındaki gerginlikleri ve Marilyn’in set görevlilerinden biri ile olan yakınlaşmasını anlatıyor.

Filmin övülmeden geçilemeyecek tek noktası, Michelle Williams’ın muhteşem performansı. Akademi tarafından da hak ettiği ilgiyi görerek geçtiğimiz En İyi Kadın Oyuncu adayları arasındaydı Williams. Benim için ekstra değerli bir performanstı bu çünkü geçtiğimiz yıl Monroe’nun hayatını okuduğumda hayal ettiğim kadını karşımda gördüm resmen, tüm taşlar yerli yerindeydi. İkonik Marilyn Monroe’nun aslında Norma Jean’in (Marilyn Monroe’nun gerçek adı) ilgi çekmek için yarattığı bir karakter olduğuna inandığım için aslında Norma Jean idi bence izlediğimiz. Zaten filmde de aslında bunun bir oyun olduğunu gösterdiği sahne ile bu ayrımı net bir şekilde göstermişler. Sürekli birinin onu onaylamasına, spotları üzerine çekerek ilgi görmeye ihtiyaç duyan Marilyn’i resmen yaşamış Williams. Bence aslında daha da ötesi, Marilyn’in göz kamaştıran ışıltısını da yakalayabilmiş olması. Çekimlerdeki hali, insanları nasıl büyülediği… Çok çekişmeli bir yıla ve Meryl Streep’in Margaret Thatcher performansı ile aynı yıla gelmesi büyük şanssızlık.

Filmin bize kazandırdığı bir başka önemli şey ise spotları bu yıl Les Miserables’te de izlediğimiz Eddie Redmayne’ın üzerine çekmiş olması. Her erkek gibi Marilyn’e aşık olan ve ona kapılıp giden Colin’i oynayan oyuncunun yarattığı naif karakteri izlemek de oldukça keyifli. Emma Watson ve Dominic Cooper da kendisini gösteren oyuncular filmde ancak Judi Dench tabii ki bulunduğu tüm sahnelerde herkesi gölgede bırakıyor. Yine de Judi Dench’i aksi iken çok daha fazla seviyorum 🙂 Nedense tek hoşuma gitmeyen Julia Ormond’un Vivien Leigh’i oldu, Leigh’in hiç bir yansımasını göremedim, belki bu sadece filmlerden tanımamla da ilgili olabilir ama içime sinmedi işte.

Filmde tek ciddi anlamda sinirimi bozan şey, Michelle Williams’ın lenslerinin gözümüze sokulması oldu, özellikle ağlamaklı olduğu sahnelerde çok dikkatimi bozdu kendileri.

Filmin muhteşem olduğunu söyleyemeyeceğim, ama Michelle Williams o kadar muhteşem ki, mutlaka izlenmeli. Tüm dünyanın hayran olduğu kadının arka penceresini, tüm sorunlarına rağmen nasıl bu kadar muhteşem olduğuna biraz daha şaşırabilmek için özellikle.

Ah Marilyn, ikon olmaman pek mümkün değilmiş zaten.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here