Before Midnight

0
1064

Biletler ilk satışa çıktığında yer bulamadığım Before Midnight’ı izlemeye o kadar niyetliydim ki, sonradan açılan gece 12.00 seansına gittim. İyi ki de gitmişim.

İlk filmleri seven, sıkıcı bulanları anlamayanlardanım. Before Sunrise, Hollywood dışında izlediğim ilk yabancı filmlerden biri ve bağımsız sinemayı bana sevdiren film bile olabilir. Romantik filmlere olan sevgim de bariz ama bunlar biraz daha ötesi, filmlerin uzun diyaloglarını muhteşem buluyorum. Before Sunrise’da konuşmaya başlayan iki insanın samimi ve sevimli aşık olma hikayesinde abartı hiç bir şey olmamakla birlikte, bir o kadar da akılda kalıcı ve etkileyici sahneyle doluydu. Bence bu filmlerin bunca övgü almasının en önemli nedeni. 2. filmde aslında güzel bir çift olan ama tekrar rastlaşamamış Celine ve Jesse’in 9 yıl sonra karşılaşmasını görmüş ve bu defa sonsuza dek kavuştuklarını hissetmiştik ki nitekim bu filmde öyle olduğunu görüyoruz. O uçağın kaçması için az dilek tutmadık.

Before Midnight yine 9 yıl sonrasına bakıyor bir önceki filmin. Filmde de 9 yıl geçmiş ve bu süreyi birlikte geçirmiş hatta ikizleri olmuş çiftimizin. 2. filmde evli olan Jesse’in boşandığını ve Celine’in yanına Paris’e taşındığını, oğlunu ise eski karısı ile Şikago’da bıraktığını öğreniyoruz. Bu defaki film, karakterlerin yaşı ile de birlikte, ilk filmlerdeki gibi “muhteşem aşk”ı değil, “yaşanan aşk”ı anlatıyor. Jesse çok güzel özetliyor son sahnede: Kusursuz değil ama gerçek. İkilinin birbirine hala aşık olduğu ve aslında ne kadar iyi anlaştığı ortada ama uzun süredir birlikte olan çiftin kendi kendilerine yarattıkları bir kavga, biriken şeylerin su yüzüne çıkmasına, onların da bunları daha da kurcalamasına neden oluyor.  Sanki “Before …” serisinin içerisine Who’s Afraid of Virginia Woolf kaçmış gibi biraz. Ama biraz.

Filmin harika olmasının nedeni her zamanki gibi müthiş diyaloglar. Yine uzun uzun yürüyor ve konuşuyorlar. Filmde o kadar iyi gözlemler gördüm ki, özellikle de uzun ilişki içerisindeki kadını oynayan Celine’de, uzun süre etkisinden kurtulamam muhtemelen. Aslında ilişki dinamiklerinin kültür farkına rağmen bu kadar benzer olduğunu gördüğünde, insan şaşırmadan da edemiyor. Filmi bu kadar beğenmemin belki bir yanı da Celine ile fazlaca özdeşleşmiş hissetmem, duygu karmaşasında boğulmasını ve bu yüzden verdiği tepkileri anlamam 🙂 Herkesin bir şeyler bulabileceği bir ilişki filmi.

before-midnight-3

Filmin senaryosunda her iki tarafın da (Julie Delpy ve Ethan Hawke) katkısı o kadar bariz ki, belki de keyifli olan da bu birlikteliği hissetmemiz. Yani ilişkiyi her açıdan görebiliyoruz, Celine çoğu zaman domine etmeye çalışsa ve Julie Delpy müthiş oyunculuğuyla rol çalsa da. Ama nasıl olsa o Jesse’in de deyişiyle “tamamen çatlak ama öyle güzel”. Ethan Hawke de karakterini üzerine o kadar güzel oturtmuş ki, bu kadar doğal olduğu için, esas krediyi Celine ile tam bir gösteri sergileyen Delpy alıyor. Bu arada orta yaşlı anneyi oynamasına rağmen tüm doğallığıyla hala çok güzel Julie Delpy, hayran oldum.

İlk iki filmden daha derin ve bence daha da güzel bir film Before Midnight, beklenti yükseltmek istemem ama, benim en beğendiğim film haline geldi seriden. Sevdiğimiz çiftin yeni bir gününü görür müyüz bilinmez, bu haliyle bile kalsa, tadından yenmez bir seri oldu bence. Bağımsız sinemaya yakışır, alışılmış aşk hikayelerinin dışında, içten, orijinal, yaratıcı ve muhteşem bir seri.

Bu kadar iyi olmasını beklemiyordum, bu da biraz devam filmi olmasından kaynaklanıyor, ama bunu tanıdık karakterleri doğru senaryo ile avantaja çeviriyor. İlk iki filmi izlemediyseniz bile, bunu bahane edip hepsini izlemenizi öneririm, ben en kısa sürede ilk iki filmi tekrar izleyeceğim. Seriyi sevenlerden iseniz, üzülmeyeceksiniz, seriye yakışır bir film olmuş. Tekrar tekrar izlenecek kadar güzel. Ben öyle yapacağım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here