At Eternity’s Gate – Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında

0
536
Yönetmen: Julian Schanbel | Senaryo: Jean-Claude Carrière, Julian Schnabel, Louise Kugelberg | Oyuncular: Willem Dafoe, Rupert Friend, Oscar Isaac | Biyografi, Dram | 2018 | 111 Dk. | IMDb Puanı: 6.9

Vincent Van Gogh’un dünyasını anlamak, onun deliliğine ortak olmak nasıl olurdu? Geçtiğimiz yıllarda Loving Vincent ile resim ile dolu bir arayışla anlamaya çalıştığımız ressamı bu defa The Diving Bell and the Butterfly’in yönetmeni Julian Schnabel‘den izliyoruz. At Eternity’s Gate – Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında ile Schanbel seyircileri ünlü ressamın son yıllarını anlatırken iç dünyasında bir yolculuğa dahil ediyor.

At Eternity’s Gate: Deliliğin ve Sonsuzluğun Sınırlarında

Tarihin en ünlü ressamlarından biri olan Van Gogh’un ölümü ve deliliğinde hep gizemli kalan bir yan var. Yaşadığı dönemde değeri bilinmeyen ressamlardan olmasının da bu bilinmezliğe katkısı çok. At Eternity’s Gate, sanat dünyasına ve karmaşasına dayanamadığı Paris’ten kendi isteği ile ayrılan Van Gogh’un Arles and Auvers-Sur-Oise’de geçirdiği son yıllarını anlatıyor.

At Eternity’s Gate ressamın dünyayı nasıl gördüğüne, aklında dönen seslere odaklanıyor. Schanbel’in başarısı Van Gogh gibi türün sınırları içerisinde kalmayı reddetmesinde. Yakın çekimlerle ve elde kamera kullanımı ile ressamın dengesi kayıp dünyasında buluyoruz kendimizi. Hem renklerin ve doğanın şiirselliğini, Van Gogh’un onlara olan sevgisini aktarıyor hem de bizi o deliliğin, korkuların, anlamsızlıkların içinde bir yolculuğa çıkarıyor. O nasıl güzel bir deliliktir!

Filmin bunca güzelliği Schanbel’den de çok, Willem Dafoe‘nun muhteşem Van Gogh portesinden alıyor gücünü. Ressam tüm hassasiyeti ile karşımızda belirirken Defoe onun deliliğinde eriyor sanki. Sonuna kadar haklı Oscar adaylığı ve ödülü kapan Rami Malek’ten kat kat güçlü performansı ile filmi taşıyor Dafoe. Hakkının yendiğini hissetmemek elde değil. Buna rağmen bu harika performansın klasik çizgiden bu kadar uzakta bir filmde öne çıkmasına ve ödül sezonuna konuşulmasına sevinmek gerek. Filmin diğer güzellikleri Van Gogh’un kardeşi ve hayat boyu destekçisi Theo’yu canlandıran Rupert Friend ve Gaugin’i oynayan Oscar Isaac. Van Gogh’un yalnızlığının karanlığına iyi gelen dostluğunu kaybetmesi ile gerçeklik sınırlarını kaybetmesi belki de filmin en etkili anları.

Van Gogh’un kardeşine olan mektuplarından alınan diyalogları ile bezeli, gördüğü güzellikleri ve dünyayı bizlerle paylaşmaktan vazgeçmeyen kırık bir ruhun macerasının sonunu bilsek de, onun dünyasını tatma fırsatını tepmeyin derim.

DEĞERLENDİRME
Yazarın Notu
PAYLAŞ
Önceki İçerikBir Varmış Bir Yokmuş – Once Upon a Time
Sinema ve kitap tutkunu bir dijital dünya insanı. Konuşmayı, anlatmayı çok sevdiği için başladığı bloggerlık yolculuğunda sinema maceralarını Tarçınlı Kahve üzerinde paylaşıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here