Under The Skin

0
385

!f İstanbul gösterimlerinde izlediğim Under The Skin, onun hakkında ne hissettiğime uzun süre karar veremediğim bir film. Biraz zaman geçip baktığımda, o anda düşündüğümden çok daha fazla beğendiğimi fark etsem de, yine de tam olarak zevkime göre bir film diyemiyorum. Buna rağmen her geçen gün gözümde değerinin arttığı da kesin.

Bir roman uyarlaması olan filmin başında başka bir bedeni ele geçiren dünya dışı varlığın, bu güzel beden ile (tabii ki Scarlett Johansson) erkekleri avlamasını izliyoruz. Neden avlıyor, daha sonra bu kişilere tam olarak ne oluyor, amaç nedir, cevaplanmayan sorularla dolu bir film. Gelgelelim ki filmin pek cevaplama gibi bir çabası da yok zaten. Hikayeyi metin ile değil, görsel temalar ile anlatmayı seçiyor Jonathan Glazer. Tuzağına düşürdüğü erkekleri yok ettiği kara delikten, filmin sonunda Laura’nın gerçek yüzü ile tanıştığımız orman sahnesine muhteşem bir görsel efekt – sanat yönetimi ile karşı karşıya kalıyor insan. Özellikle kara delik sahnesi, yönetmenin hayal gücünün sınırsızlığını gösteren ve kült olabilecek kadar iyi.

Filmin ilk yarısı tepkisizce işini yapan ve erkekleri avlayan Laura’nın (Scarlett Johansson) yol maceraları ile geçerken, ikinci yarı bir hata yaparak yanlış bir kişiyi tuzağa düşürmesi ile kaçmaya başlamasını anlatıyor. İlk yarıda güzel/çirkin, doğru/yanlış kavramları pek olmayan bir makina olan Laura, yaptığı hata sonrasında kendisine aynada bakmaya başlıyor ve bir kadın olduğunu fark ediyor. Kaçış ile sistemden kurtulup kendisini keşfediyor, makinadan farklı olarak, içinde yaşadığı çalıntı derinin ne anlama geldiğini ve bir kadın olmanın ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Bu esnada kaçtığı motorsikletliler de giderek ona yaklaşıyor.

Johansson Filmi Sürüklüyor

İlk yarıda temposu gayet iyi giden filmin belki de geç bir seansta kahve desteğiyle izlemeye çalıştığım ikinci yarısı beni saat nedeniyle de zorlamış olabilir, ikinci yarıda dikkatimin dağıldığı ve dönem dönem filmden koptuğum kesin. Filmden çıktığımda filmle ilgili karışık hisler beslememin bir sebebi de buydu. Belki de filmin sadece sorular sorup cevap vermeye niyeti olmadığını anlamaktan da olabilir. Yine de insanın içine işleyen müziklere sahip, Scarlett Johansson’un tek başına götürdüğü bir film. Johansson’un da hakkını yememek gerekli, geçtiğimiz yıl Broadway sahnesinde izleme şansı yakaladığımdan beri, sadece güzellikten ibaret olmadığını biliyorum. Bunu her yeni filmde herkese kanıtlıyor olması güzel, her geçen gün kendisini aşıyor. Bu filmde de minimum replik ile gerekli tüm hikayeyi anlatabiliyor yönetmen Johansson üzerinden. Oyuncunun bu filmden sonra daha ciddiye alınacağı kesin.

Under The Skin’in 2014’ün en tartışmalı filmlerinden biri olacağını düşünüyorum, aynı zamanda bir çok listede kendisine yer bulacaktır. Benim listelerimdeki durumunu henüz kestiremesem de, kesinlikle deneysel ve cesur. Yılın mutlaka izlenmesi gerekenlerinden, sadece yönetmenin yaratıcılığı ve muhteşem sanat yönetimi için dahi izlenmeli. Kafa açıcı, kafa karıştırıcı ve provokatif. Eh, sinema bunun için yok mu zaten?

Bu filmin de yer aldığı Ölmeden Önce İzlemeniz Gereken 1001 Film listesindeki diğer filmlerden incelemeler için tıklayın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here