The Wedding Banquet

0
416
the wedding banquet
The Wedding Banquet

Kuşaklar arası farklar, geleneklerin modern zamanlardaki hayatta kalma savaşı, değişen aile dinamikleri ve ilişkileri, sinemada hem kendisine fazlaca yer bulabilen, hem de her farklı açıdan bakıldığında bambaşka hikayeler ortaya koyan konular. Bu nedenle ne kadar yaygın bir konu olsa da, izlemek keyifli oluyor.

Geçtiğimiz yıl En İyi Yönetmen Oscar’ını ikinci kez kucaklayan, güncel sinemamızın önemli yönetmenlerinden biri olan Ang Lee’nin ikinci uzun metraj filmi olan The Wedding Banquet, yönetmenin Taywan kökleri ile modern dünya ikilemini anlatan üçlemenin ikinci filmi. Wai-Tung, New York’ta erkek arkadaşıyla yaşamakta, ancak bunu ailesinden saklıyor. Ailesi ise artık bir kız ile evlenmesini ve ailenin adını devam ettirmesini isteyerek, sürekli mektuplar, kasetler ve telefonlar ile baskı yapmakta. Erkek arkadaşının da önerisiyle, ülkeden sınır dışı edilmek üzere olan kiracısı Wei-Wei ile evlenmeye karar verir, böylece aile baskısından da kurtulacaktır. Ancak işler pek istendiği kadar kolay gitmez, ailesi düğün için New York’a gelmeye karar verir, büyük bir düğün ister ve işler çığrından çıkar. İşler karıştıkça, komedi dozajı da artar.

Bir yandan ailesinin değerlerine bağlılığını bildiği için onları kırıp üzmek istemeyen bir yandan da büyük bir yalanı yaşadığı için sürekli kendi içinde bocalayan Wai-Tung’un bu trajikomik hikayeye sıkışmışlığı çok güzel resmedilmiş. Gay olmak ile ilgili bir film gibi görünse de, aslında nesillerin birbirini anlayamamasını odağına almış. Çünkü ailesinden sakladığı günlük Manhattan hayatında çok mutlu görünüyor Wai-Tung. Dışarıdan aldığı tepkileri artık önemsemediği bir dönemde, kendisi ile barışık, onun gibi gay arkadaşları var, yalnız ve soyutlanmış bir adam değil kesinlikle. Toplumsal bakış açısı ve buna bağlı problemler pek öne çıkmıyor, bu daha çok bir aile filmi.

The Wedding Banquet çok hızlı bir şekilde seyirciyi kendi içine çekiyor ve eğlenceli dialogları, güzel düşünülmüş karakterleri ile pek tökezlemeden ilerliyor. İşler karıştıkça eğlencenin dozajı artsa da, aslında aile bireylerinin dünyaları arasındaki uçurumlar, arkasında bir adamın dramı yatan bu karmaşa, hiç bir zaman sadece güldürmüyor, hep biraz hüzün var.

Düğünde gelini dudaklarından tutkulu bir şekilde öpmek durumunda kalan Wai-Tung’un dudağında kalan ruju Simon’un sildiği sahne aslında tüm filmi en güzel özetleyen an. Gelenekler ile gerçeğin arasında kalmış olan ne Wei-Wei ne de Wai-Tung oldukları kişi gibi davranabiliyor, bir tiyatro oynuyorlar. Bu oyuna neden olan kişi Simon da rolünü yerine getirirken, artık hata yapıp yapmadığını sorgulamaya başlıyor. Tüm ana karakterlerin aslında kendilerince herkese iyilik yapmaya çalışırken, ruhlarında yarattıkları kırgınlıklara değip değimediğini sorgulamaya başladıkları an bu an aynı zamanda.

Hikayenin odağı Wai-Tung olmasına rağmen Wei-Wei ile anne Mrs. Goa’nın dialogları, aralarındaki iletişim, gelenekleri paylaşmaları, hatta dedikodular, filmin en eğlenceli anları. Diğer karakterleri es geçmeyerek dengeli bir film kurmuş Ang Lee. Ülkesinde tanınmış ve saygı gören bir adam olan Mr.Goa’nın bu yalan evliliğe tepkileri de nesiller arası farkları, aile sevgisini ve babanın ailedeki yerini sorgulatıyor. Oğluna bakışı, aslında gençliğinde kendi babası ile yaşadıkları, insanların düşündüklerine olan hassaslığı bir neslin hem aile hem de toplum ilişkilerine güzel bir bakış sağlıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here