The Founder

Amerika’nın tüm dünyada kültür elçisi görevi gören McDonald’s’ların ilk şubesinden yola çıkarak markanın temellerinin nasıl atıldığını anlatıyor The Founder. Michael Keaton’un başrolünde oynadığı film, büyük devin arkasında saklı bir hikayeyi gün ışığına çıkartıyor.

Blind Side, Saving Mr. Banks gibi biyografilerden tanıdığımız John Lee Hancock‘un yönetmesi ile hikaye etkileyici bir yön almış. Ray Kroc’un asla durmak ve pes etmek bilmeyen yapısı ile tanıştığı McDonald kardeşler ile ortaklığı, daha filmin başından tehlike çanlarını çaldırıyor. Düz bir zaman anlatımı kullanan film, genel yapı olarak da çok farklılaşmıyor. Sırtını hikayenin gücüne dayamayı tercih ediyor. Odağını kardeşler ile Kroc arasındaki ilişkiye vererek, burada yaşacaklar için seyircide yeterli ilgiyi kazanmayı da başarıyor. Kroc’un özel hayatı ile ilgili verdiği detaylar ile de karakteri derinleştirmeye çalışıyor.

The Founder

The Founder: McDonald’s’ın Kurucusu Kim?

Micheal Keaton‘un Ray Kroc’u tam bir iş adamı. Gittiği her yerde fırsat peşinde koşan bir radar adeta. Kroc’un hedefine ulaşmak için acımasızca ilerleyişini seyretmek hem keyifli hem de biraz sinir bozucu. Oyuncunun kendini beğenmiş karakterleri canlandırma başarısı bu filme yaramış ama Keaton’un oyunculuk açısından güvenli bölgesinden pek uzaklaştığı söylenemez. McDonald kardeşleri oynayan Nick Offerman ve John Carroll Lynch birbirini tamamlayan ikiliyi harika canlandırmış. Aralarındaki kardeşlik sevgisini de, farklılıkları nasıl yönettiklerini de seyirciye aktarmayı başararak onları umursamamızı sağlıyor. Her halükarda Kroc’un karşısında kaybeden taraf olacakları daha en baştan belli olsa da. Bir şekilde Keaton’un karizması beni esir aldığı için göstere göstere gelen fırtına yüzünden kardeşlere çok fazla üzülemediğimi de itiraf ediyorum buradan!

Hancock’un yetkin bir yönetmen olmasından faydalanarak iyi bir hikayeyi anlatıyor The Founde ama pek üstüne bir şey koyamıyor. McDonald’s’ın hikayesinde beklemediğim ve bilmediğim pek çok detay, adından akan Amerikalılığın gücünü kullanması, aile ve çocukları kazanarak nasıl var olmayı başardığı ve arkasındaki inovatif gücü görmek ilgi çekici. Fast Food imparatorluğunun sadece şans ile olmadığını, arkasında çok ciddi bir iradenin yattığını seyirciye aktarabiliyor. Bir nevi The Social Network oyunları ile tuttuğu taraf konusunda seyirciyi çelişkide bırakmayı da başarıyor.

SaveSaveSaveSave

SaveSave

[Fragman] Spider-Man: Homecoming

Captain America: Civil War‘da tanıştığımız yeni Spider-man Tom Holland‘ın ilk karakter filmi Spider-Man: Homecoming‘de bizi bambaşka bir Spider-man dünyası karşılıyor. Iron Man Stark ile dost olan ve genç bir May Hala’ya sahip örümceğimizin ilk büyük macerasında yenmesi gereken kötü adam ise The Vulture ile Michael Keaton.

Sırrını bilen bir dostu olan, yeni dünyaya uyup Youtube fenomenine dönüşmüş örümceği son 15 yılda oynayan 3. oyuncu olacak Holland. 2014’te ikinci filmi çıkan Marc Webb versiyonunun ardından Andrew Garfield’dan alınan Spider-man tacı, bakalım Tom Holland’a başarı sağlayacak mı? Jon Watts tarafından yönetilen Türkçe adıyla Örümcek-Adam: Eve Dönüş, 7 Temmuz’da vizyonda olacak.

Altın Küre 2015 | Tahminler

Altın Küre için son saatler! Her ne kadar daha popülist tercihler yapsa da, Oscar öncülü kabul ettiğimiz Altın Küre ödülleri bu akşam dağıtılıyor. İşin en kötüsü, bu defa hiç bir ulusal kanal yayınlamıyor, bilgisayar üzerinden ile izlemek durumundayız. Daha önce bahsettiğim gibi bir grup sinema bloggerı The Oscar Boy‘un önderliğinde Gold Diggers olarak bir araya geliyoruz ve tahminlerimizi paylaşıyoruz. Tahminlerimi buradan da paylaşayım istedim bir kaç kelam ile. 21 bloggerın katıldığı Altın Küre Gold Diggers tahminlerini görmek için buraya.

En İyi Film’de en çok öne çıkan sezon favorileri Boyhood ve Birdman’in farklı kategorilerde olması neredeyse ikisinin de zaferini garantiledi. Belki bir sürpriz yapıp The Grand Budapest Hotel ödülü alır mı diye gözlerinin içine bakıyorum yine de. Yönetmen kategorisinde de Boyhood’a olan sevgi öne çıkacaktır diye tahmin ediyorum, o yüzden oyumu Linklater’dan yana kullandım. Drama kategorisinde göreceğimizi ve ciddiye alacağımızı pek düşünmediğimiz Steve Carell Michael Keaton’un boşluğundan yararlanır gibi geliyor ancak Jake Gyllenhall ya da Benedict Cumberbatch sürprizi de olasılık dışı değil. Kadın oyuncu kategorisinde Julienne Moore’un kendimizi hazırladığımız zafer turunun ilk aşaması olacak. Burada beni şaşırtacak tek şey, Jennifer Aniston olur.

Komedi/Müzikal’de de Oscar’a da en yakın isim olan Michael Keaton öne çıkıyor. Burada da sürpriz dileklerim Ralph Fiennes’ten yana. Kadın oyuncu kategorisinde Julianne Moore acaba iki kategoriyi birden alıp, efsane bir akşam yaşatır mı? diye düşünmeden edemiyorum ama bunu yapmak istemeyeceklerini de düşünerek Amy Adams’tan yana kullandım oyumu. Yardımcı Erkek oldukça garanti bir seçim, yardımcı kadında da benzer bir seçim yaptım. Senaryonun The Grand Budapest Hotel’e gitmesini diliyorum, ama müzik kategorileri hakkında hiç bir fikrim yok. Yabancı Film’de sezonun favorisi yerine bir sürpriz denemesi yapıyorum.

Buyrunuz adaylar, bakalım bu akşam neler gösterecek!

DRAMA
En İyi Film – Boyhood
En İyi Erkek Oyuncu – Steve Carell
En İyi Kadın Oyuncu – Julianne Moore
KOMEDİ/MÜZİKAL
En İyi Film – Birdman
En İyi Erkek Oyuncu – Michael Keaton
En İyi Kadın Oyuncu – Amy Adams
En İyi Yönetmen – Richard Linklater
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu – J.K. Simmons
En İyi Kadın Oyuncu – Patricia Arquette
En İyi Senaryo – The Grand Budapest Hotel
En İyi Müzik – Interstellar
En İyi Şarkı – Glory (Selma)
En İyi Yabancı Film – Force Majeure
En İyi Animasyon – The Lego Movie