Bebek Bakıcısı – The Babysitter

Bebek Bakıcısı, orijinal adıyla The Babysitter, Netflix‘in bize sunduğu, bol kan içeren gerilim dolu sahnelerin olduğu ancak abartı ve göndermelerle korkudan çok komedi etkisi yaratan, McG yapımı ailenecek izlenebilecek bir korku filmi. Çıtır çerez bi film ararken karşıma çıkan harika bir sürpiz oldu Bebek Bakıcısı. Filmi izledikten sonraki bir kaç gün aklıma geldikçe gülümsememe sebep olunca da, bu kadar basitliğin içinde neden beğendiğimi sizlerle de paylaşayım istedim.

Bebek Bakıcısı Netflix Babysitter

Bebek Bakıcısı: Gecenin sonunda artık bir bakıcıya ihtiyacı kalmayacak

Ailesi haftasonu şehir dışına çıkarken, 12 yaşında olmasına rağmen bakıcısı ile kalan baş kahramanımız Cole (Judah Lewis), McG’nin genel olarak ana karaterlerinde olduğu gibi; biraz ürkek, kızlar tarafından pek ilgi çekici bulunmayan, akıllı ve meraklı ama sosyal olarak zayıf bir çocuk. Yakın arkadaşının aklına soktuğu ‘acaba bakıcısı o uyuduktan sonra neler yapıyor?’ sorusu ile de kendini korku dolu bir maceranın içinde buluyor.

The Babysitter, çokça kanlı olmasına rağmen ailecek izlenecek bir korku komedisi bence.  80’lere gönderme yapan sahneler, çok tahmin edilebilir bir hikayeden beklenmedik olaylar çıkaran bir senaryo olmuş. Evde Tek Başına (Home Alone)’daki gibi kendini korumaya alan Cole, korkularının üzerinden gelerek harikalara imza atıyor.

Korku filmi izleyip çok da korkmak istemediğiniz (ya da çocuklar korkmasın dediğiniz), araya da biraz kahkaha serpiştirebileceğiniz, sonrasında da gülümseyerek hatırlayacağınız cinayetlerin işlendiği bir film. Korku komedilerini pek de sevmeyen ben için listede yukarıda bi’ yerlerde yerini aldı.

Bebek Bakıcısı The Babysitter Cole Netflix

KISA KISA

  • Korku filmlerindeki kurban çocuklar yerine, filmdeki çocuğun kahraman olması harika değil mi sizce de?
  • Filmin başındaki bakıcı tam bir Marry Poppins etkisi yaratmıştı bende, bir bakıcı bir çocuğun eksikliğini hissettiği herşeye sahip olabilir mi?
  • İşe yaramaz bilgi diye bir şey yoktur, ama bilgiyi kötüye kullanma vardır, polis kodlarını ezbere bilmek kahramanımızı biraz böyle zor durumda bıraktı sanki…
  • Filmin sonu sanırım kahramanın temiz karakterini bozan ve bana tek zorlama görünen sahnesi oldu, gerçekten Bee’nin o şekilde mi ölmesi gerekiyordu? Daha yaratıcı olmalarını bekliyordum sanırım…
  • Kahramanımız gerçekten de zor bir gece geçirdi, peki en çok onu etkileyen ne oldu derseniz; bence aldığı ilk öpücük olmalı 🙂
  • Ve de filmin en tatlı sahnesi Cole’un Melanie (Emily Alyn Lind)’i korumak için banyoya kitlemeye çalışma sahnesi değil mi?

SaveSave

SaveSaveSaveSave

Rebel in the Rye

Kolaya kaçan adı ile kendisini belli etse de, Rebel in the Rye, Çavdar Tarlasındaki Asi, Çavdar Tarlasındaki Çocuklar (Catcher in the Rye) romanının yazarı J.D. Salinger biyografisi. Filmekimi programıma uyunca izlemeden edemedim.

Önce itiraflar ile başlayalım. Çavdar Tarlasındaki Çocuklar’ı okuduğumda Holden’dan nefret ettim. Tüm tepkilerine ve hayattan neden nefret ettiğini anlasam hatta katılsam da, neden romanın bu kadar önemli olduğunu bilsem de sevemedim. Bunun en temel nedeninin tepkili 10’lu yaşlarımın sonunda değil, mutlu 20’li yaşlarımın sonunda okumuş olmama veriyorum. Bu bile, umursamazca kendisi olabilen karaktere ve onun orijinallik seviyesi nedeniyle yazara saygı duymama engel olamadı. Kişisel önyargılarımı aradan çıkardığımıza göre, Rebel in the Rye’a gelebiliriz.

Rebel in the Rye – Çavdar Tarlasındaki Asi: Kolaya Kaçmak

Çavdar Tarlasındaki Asi, NYU’dan atılmış ve yazarlık okumak için Columbia Üniversitesi’ne girmek üzere olan genç J.D. Salinger (Nicholas Hoult) ile yapıyor açılışı. Ünlü oyun yazarı Eugene O’Neill’in kızı Oona’yı etkilemeye uğraşan yazar-olmaya-çalışan J.D. yaşının da etkisi ile kendisine güvenin tepesinde iken ona mentörluk yapacak hocası Whit Burnett (Kevin Spacey) ile karşılaşıyor. Kısa öykülerden romana ve hatta Holden’a doğru giden yolunda İkinci Dünya Savaşı keskin bir etki yapıyor. Gilmore Girls’ün Doyle’u Danny Strong‘un yazıp yönettiği film, inzivaya çekilen ve yazdıklarını yayınlamayı kesen efsanevi yazarın hikayesine hakkını veremiyor. Ki bu sözlerin, pek de sempatisi olmayan birinden geldiğini hatırlatmak istiyorum.

Çavdar Tarlasındaki Asi

Rebel in the Rye – Çavdar Tarlasındaki Asi: Klişeleri Arka Arkaya Dizsek Film Olur Mu?

Hakkını verememekten kastım, yazarın hayatını çarpıtması değil. Oona gibi belli başlı olaylar dışında konuya çok hakim değilim doğru söylemek gerekirse. Sıkıcı ve sahte şeylere tepkili bir dahiye en yakışmayacak seviyede vasat olması. Her türlü biyografi klişesi ile bezeli, Holden’ın aslında J.D. olduğunu anlaması için babasına söyletmesi gerektiğini düşünen derecede seyirciyi aptal yerine koyan bir ortalamalık senfonisi. Kitabı okuyan milyonlar bunu anlamamışcasına. Yazmakta problem yaşayan yazarın kalem fırlatması, asla gerçek bir derinliğe ve anlama ulaşmayan İkinci Dünya Savaşı sahneleri, yolda bir hayran ile karşılaştı diye evine giremiyor muameleleri derken Holden’ın kesinlikle sahte olmakla suçlayacağı sahnelerle bezeli.

Senaryonun ve yönetmenlik seviyesinin vasatlığını göz önünde bulundurunca, suçu oyunculardan alasım geliyor. Nicholas Hoult, Warm Bodies ile kalbimi kazanmışlığının, Kevin Spacey ise bunca yıllık hatırın etkisi ile filme vereceğim sınırlı puanların en haklı sahipleri. Kevin Spacey’in ekstra bir çaba sarf ettiğini düşünmesem de, ne yapsa rol çalabilen bir hali var. İyi filmler seçmesine güvendiğim oyuncunun yazarla olan duygusal bir bağdan bu filmde olduğunu düşünmek istiyorum. Hoult ise bence elinden geleni yapıyor, yetiyor mu tabii hayır. Başka bir yönetmen ile parlar mıydı acaba diye düşünmeden de edemiyor insan.

Neyse ki Rebel in the Rye, benim için tamamen vakit kaybı olmadı. Öyle bir noktada çıktım ki filmden, sanırım yazara haksızlık ettim düşünceleri içerisindeyim. Belki Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı tekrar okurum ya da başka bir kitabına şans veririm. Filmin beklentilerimi karşılamamış olmasından izlenemez bir film olduğu algısına kapılmayın, akıcılık konusunda problemi yok, güzel bir seyirlik sağlıyor. İzlemeyi düşünen sevenleri büyük beklentilere girmez ise salondan memnun olarak ayrılacaktır.

SaveSave

SaveSave

SaveSave

SaveSave

SaveSave

SaveSave

Get Out

Bu yılın erken sürprizleri arasında tür ve mesajları ile dikkat çeken Get Out, korku ile arası çok iyi olmayan benim dahi ilgimi çekmeyi başardı. Ünlü komedi ikilisi Key & Peele ile tanınan Jordan Peele‘in ilk yönetmenlik denemesi olan Get Out, güçlü bir ilk film.

Get Out: Tehlikeli Hafta Sonu

Daniel Kaluuya‘nın oynadığı Chris, kız arkadaşının ailesi ile tanışmak ve onlarla vakit geçirmek için haftasonu şehir dışına çıkar. Chris ailesinin siyahi olmasından rahatsız olup olmayacağını sorduğunda Rose (Allison Williams) ailesinin ırkçı olmadığını söyler ama aile ile tanıştıktan sonra ortam giderek garipleşir. Annesi hastalarında hipnoz yöntemini kullanan bir psikolog, babası ise beyin cerrahı olan Rose’un ailesinde ilk sorunlar kardeşinin sarhoşluğu ile başlıyor. Ertesi gün gerçekleşen etkinlik ise işin tuzu biberi olur. 

Genel olarak ırkçılık teması ile başlayan filmin rahatsız edici durumlar ve diyaloglar ile yavaşça korku filmine dönüşmesi, tür için farklı bir deneyim sunuyor. Parti esnasında ziyaretçilerin ırkçı yorumları aslında çok da günlük ve genel algılarla ilgili, işi daha ürkütücü yapan da bu. Diyaloglardaki gizli ırkçılığı su yüzüne çıkartırken elini korkak alıştırmayan Peele, sarkastik durumlardan çok iyi yararlanıyor. Chris’in giderek daralan ama kız arkadaşı için göz ardı etmekte olduğu bu kapan daralıyor, seyrici de tüm köşeye sıkışmışlığı hissediyor. Ana karakterinin psikolojisindeki zayıflıkları da kullanarak seyirci üzerindeki etkisini arttırıyor.

Get Out 2017Senaryo konusunda da yönetmenlik olarak da Peele tüm spotları üzerine çekebilecek bir iş yapmış. Tüm hareketleri çok zekice ve kıvrak dönüşlerde seyirciyi yerinden oynatıyor. Buna rağmen filmin yıldızı Daniel Kaluuya. Kaluuya o kadar rahat bir oyunculuk sergiliyor ki, Chris olmadığına inanmak zor. Henüz onu eşleştirdiğimiz bir karakter de olmayınca iyi oyunculuğu filmde parlıyor. Girls’ten tanıdığımız Allison Williams, karakterinin mod değişiklikleri ile çok iyi başa çıkmış. Rose’un önce pek tatlı, sonra giderek garip ve tekinsiz hale gelen ailesini Catherine KeenerBradley WhitfordCaleb Landry Jones oluşturuyor. Kadroda tek çürük yok! Bahsetmeden geçemeyeceğim tek isim ise Chris’in kankası Rod’u oynayan LilRel Howery. Komedi faktörünü sürekli filmde tutmayı başarıyor aşırı karikatürize bir hal almadan. Dostluk gerçekten böyle zamanda gerekiyor.

Get Out, gerçeküstülüklere ve basit korku filmi temalarına fazla prim vermeyen, oldukça zeki bir film. Toplum eleştirisinin filmin son çeyreğinde dönüştüğü aksiyon sahneleri de tüm şaşırtmacaları da tatmin edici. Türün sevenlerini bakış açısı ve yenilikçi yönü ile mutlu edebileceğine inanıyorum. Korku filmleri ile arası olmayanlara da mutlaka tavsiye ederim, sadece eleştirileri ve ırkçılığa bakış açısı için harcanan vakte değer.

SaveSave

SaveSave

SaveSave

SaveSave