Personal Shopper

1
907

2014’te Clouds of Sils Maria ile dikkatleri üzerine çeken Olivier Assayas’ın son filmi Personal Shopper büyük beklenti yaratmıştı. Seyircide daha büyük merak yaratan ise Cannes Film Festivali’nden gelen karışık eleştiriler oldu. İlk gösterim esnasında yuhalanan daha sonraki bir gösterimde ise ayakta alkışlanan filmi ben de benzer bir merak ile bekliyordum.

Assayas moda dünyası, travma sonrası sendromu ve korku öğeleri ile beklenmedik bir tür karışımı yaptığı filminde başrolü Clouds of Sils Maria’da da birlikte çalıştığı Kristen Stewart’a vermiş. Ünlü ve zengin bir modelin alışveriş yardımcısı olarak çalışan Maureen, yakın zamanda kaybettiği medyum ikiz kardeşine verdiği sözü tamamlamak için Paris’te beklemekte. Aynı hastalığı taşıyan kardeşlerden hangisi önce ölürse diğer dünyadan bir işaret göndereceğine dair söz verdikleri için Maureen kardeşi Lewis ile bağlantı kurmaya çalışıyor ve bu bağı kurmaya çalışırken aslında ruh dünyasına bir kapı aralamış oluyor.

Sevgilisi Umman’da çalışan, onun için çalıştığı Kyra’yı neredeyse hiç görmeden notlar ile haberleşen Maureen’in dünyası tüm temasları kaybetmiş ve izole durumda. Lewis’in sevgilisi başka biriyle birlikte olmaya başladığında son kalan bağı da zayıflayan Maureen’in iletişim kurmaya çalışması da bu nedenle daha da hayati bir his yaratıyor seyircide. Maureen’in son derece rahat bir biçimde hayalet ile konuşmaya çalışması ve hatta bunu çaresizce istemesi ile açılan kapılar onu sınırlarını zorlamaya itiyor. Garip mesajlaşmaların dahi korku öğesine dönüşebildiği alışılmışın çok dışında bir atmosfer yaratmış Assayas. Yarattığı gerçekçi karakterler ve olayların üzerindeki korku öğeleri seyircinin beklentileriyle oynuyor. Türler arasında olmasını değerlendirmeyi biliyor ki, seyirci korku filminde mi yoksa sadece bir psikolojik dramada mı olduğunu, filmin nereye gideceğini seçemiyor.

Sırada en son söyleyeceğimi düşündüğüm cümle geliyor; Kristen Stewart harika bir oyunculuk çıkartmış. Robert Pattinson’un Cronenberg gibi yönetmenler ile çalışarak yaptığı gibi Twilight sonrası Bella sendromunu üzerinden atmak ve kendisine gerçek bir kariyer çizmek için yüzünü bağımsız filmlere dönen Stewart, ilk defa tamamen farklı hissettiren bir karakter ile karşımızda. Certain Women ile içime bir şüphe düşüren ve acaba anlamsız havalı tavırlarını bir kenara bırakabilecek mi diye düşündüren oyuncuyu, uzun yıllar attığım çöpten almanın vakti gelmiş. Filmin başından sonuna gözlerinizi ayıramadığınız ve Kristen Stewart olduğunu fark etmediğiniz bir doğallıkta ve cesurlukta oynamış. Daha önce hakkını yediğimi düşünmüyorum ama burada hakkını teslim ediyorum. Gerçek oyuncular kulvarına hoş geldin Bella. Kudos.

Türkçe adıyla Hayalet Hikayesi, Assayas’tan riskli bir içindeki ruhsal bağlantıyı keşfetme, tekrar temas etme anlatısı. Belirsizlikler ve seyirciye bırakılmış kararlar ile tatmin edecek cevaplar vermeyi tercih etmiyor, bu anlamda klasik bir film değil, türler arası bir deneyim. Karışık duygular ile çıkmanız ve kendinizi ne oldu şimdi derken bulmanız olası olan film, üzerinde düşündükçe güzelleşenlerden. İzlersen asla sıkılmayacağınızın ve diken üzerinde duracağınızın garantisi benden. IMDb puanına takılmadan şans vermeniz gereken bir deneysellik. İzleyenlerin görüşlerini de merakla bekliyorum.

1 YORUM

  1. Enetersan bir deneyimdi gerçekten. Filmi izlerken hangi gözle bakmam gerektiğini karıştırdım sürekli. Biraz karışık fakat lezzetli bir harman olmuş… Kristen Stewart bu şekilde izlemek de şahaneydi tam rolüne oturmuş… Kendimi tam tatmin olmuş hissetmedim filmde nedense bence de düşük imdb puanlarının sebebi filmin bıraktığı bu tatminsizlik duygusuydu. Tavsiye ederim ben de muhakkak izleyin…

CEVAP VER