Manchester by the Sea

0
544

Kenneth Lonergan’ın izleyen herkesi etkisi altına alan filmi Manchester by the Sea, senarist/yönetmenin 3. eseri. Abisini kaybetmesinin üzerine uzaklaştığı küçük bir kasabaya dönen Lee’nin yeğeni ile ilgilenmek için kasabada geçirdiği dönemi anlatıyor.

Lonergan, bina görevlisi olarak yaşamını sürdüren Lee’nin soğuk, duygulardan arınmış dünyası ile tanıştırıyor bizi. Herşeyi uzaktan izliyoruz, Lee ile birlikte soğuk renkli, melankolik bir dünyadayız. Hikayenin işaret ettiği gibi duygularını dondurmuş ve hayattan kopmuş bir şekilde yaşayan Lee, abisini kaybetmesi nedeniyle doğup büyüdüğü Manchester’a dönüp, geçmişiyle yüzleşmek durumunda kalıyor. Flashback’ler ile karakterin katmanlarını soyan ve geçmişin sırlarını açıklayan hikaye melodrama dönüşmeye çok yatkın olmasına rağmen Lonergan’ın en büyük ustalığı filmi duygu sömürüsüne çevirmemesinde yatıyor. İzleyenlerin karnına bir yumruk atan filmde Lee ile birlikte oksijen olmayan dünyanın içinde buluyor seyirci kendisini ve film bittikten günler sonra dahi etkisini sürdürüyor. 

Lee kendini cezalandırma çabası, yasını kendi yapabildiği gibi yaşayıp bununla ilgili özür dilemeyen tavırları ile ana karakterlerde görmeye çok alıştığımız bir adam değil. Lee’nin dinmeyen acısını ve suçluluk duygusunu her sahnede aktaran Casey Affleck’in gerçekçi oyunculuğu derinden etkiliyor. Affleck aldığı Oscar’ın hakkını göründüğü her an veriyor.  Babasının ölümünü atlatmaya çalışan Patrick ile geleceği oldukça parlak Hedges, üstüne düşeni yapmakla yetinmiyor, Affleck ile yarışıyor. Patrick ile Lee arasındaki anlayış ve emparti kurma çabası filmin samimiyetinde en büyük role sahip. Rolü görece çok daha az olsa da etkisi büyük Michelle Williams da jenerikten sonra en çok aklınızda kalan sahnelerden birine imza atıyor.

Renkleri, klasik müzik kullanımı, muhteşem oyunculuk performansları, her detayı ile ince ince örülmüş kusursuz senaryosu ile Manchester by the Sea tam bir ustalık işi. Bıçağı sapladıktan sonra filmin sonuna kadar yavaşça çevirmeye devam eden Lonergan’ın filminden hafif sıyrıklarla kurtulmak mümkün değil, izleri derine işliyor, günlerce acıtıyor. Bu iddiasız görünen başyapıtı kimse kaçırmamalı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here