La La Land

Deneme

0
821

Yılın en merak ettiğim filmi olduğunu dilimden düşürmediğim La La Land’in etkisinden çıkabilmiş değilim. Bu kaçış sineması dünyasında adı altın renkli harflerle parlayabilecek film, umutsuz günlerinize biraz ışık sağlar diye daha fazla beklemek istemedim.

La La Land, hayaller kenti Los Angeles’ın takma adlarından biri. Baristalık yaparak geçinen ve oyuncu olmak isteyen Mia ile caz aşığı idealist piyanist Sebastian da Los Angeles’ta hayallerinin peşinden koşan iki hayalperest. La La Land onların hikayesini anlatırken bizi Hollywood hayalleri, insanın seçimleri ve hayal kırıklıkları arasında dolaştıran bir müzik ve renk cümbüşü.

Yazıp yönettiği Whiplash ile bir anda herkesin gönlünü çalan yönetmen Damien Chazelle, kazandığı krediler ile 2010 yılında yazdığı, kendi hayallerini de birlikte yoğurduğu filmi yaptığını hissettiriyor. 8 1/2 göndermesini görmezden gelemeyeceğiniz bir trafikte sıkışma sahnesi ile açılan müzikal kapılarını tek uzun çekimlerde tamamlanan dans sahneleri ve sinemaskop kullanımı ile saygı duruşuna çeviriyor. Hem eski müzikallerin havasını, hem modern aşk hikayesini o kadar güzel iç içe geçiriyor ki, karşımıza hem bilindik hem yepyeni bir film ile çıkıyor. Arada yolunu kaybetmiyor değil, bir ara melankoliye kapılıp müzikal olduğunu unutsa da kendi Broadway Melody’si ile noktayı koymayı biliyor. Hikayenin moduna göre değişen mevsimleri, parlak renkleri içerisine herşeyi bozan ve değerini bilemeyen günümüz tüketim dünyasına eleştirilerini de serpiştirmiş, müzikal severler için göndermeler ile bezemeyi ihmal etmemiş. Yönetmenin en büyük başarısı ise Jaques Demy’den büyük Hollywood müzikallerine bunca gönderme ve esinlenmeye rağmen orijinal bir şey izlediğinizi hissetirmeyi başarması. Ben cazdan nefret ederim diyen Mia’nın fikirlerini değiştiren Sebastian gibi kimi insanlarda müzikal ön yargılarını da kırabileceğine inanıyorum, sadece bunun için bile övgüyü hak ediyor.

Whiplash’in omurgasına yerleşen caz aşkı bu filmin da damarlarında geziyor. Top Hat’in Isn’t This a Lovely Day‘inin reankarne hali A Lovely Night ile gönlümü çalması yetmezmiş gibi City of Stars, Audition gibi şarkılarla günlerce dinlenecek bir albüm hediye ediyor filmin müziklerini yapan Justin Hurwitz. Neredeyse tüm şarkıları kendileri söyleyen ve varlıkları filmi bir üst seviyeye çeken ise tabii ki Emma Stone ve Ryan Gosling. Onlar olmasaydı içi boş ve pahalı bir boya paletine dönüşebilecek film, ikilinin yarattığı derinlik ve uyum ile yılın favori filmine dönüştü. Sinerjisini ilk Crazy, Stupid, Love’da kanıtlamış ve birlikte 3. filmini çeken ikili günümüzde Fred Astaire & Ginger Rogers’a en yakın şey olabilir.

La La Land için 2000’lerin Singin’ in The Rain’i demek yersiz olmaz. Tarafımca defalarca izlenecek, pek çok sahnesi ile herkesin akıllarına kazınacak bir müzikal. Türü sevmeseniz bile şans vermeniz gereken, şu karanlık günlerde içinizi müzik ve enerji ile doldurabilecek bir karnaval. Sonrasında takılacağınız şarkılar için de şimdiden uyarayım. Asla izlemeye doyamayacağım Astaire & Rogers filmlerinin yanına koyuyorum bu filmi, bence yeri orası.

DEĞERLENDİRME
Yazarın Notu
PAYLAŞ
Önceki İçerik[Fragman] Hidden Figures
Sonraki İçerik74. Altın Küre Ödülleri
Sinema ve kitap tutkunu bir dijital dünya insanı. Konuşmayı, anlatmayı çok sevdiği için başladığı bloggerlık yolculuğunda sinema maceralarını Tarçınlı Kahve üzerinde paylaşıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here