Inception

0
548

Bu filmi anlatmaya nasıl başlayacağımı bilemiyorum açıkçası. Ve nasıl bitirmeyi başaracağımı da.

Filmin yönetmeninin Christopher Nolan olması heyecanlandırmaya yetmişti. Bunun üzerine yaz yaz bitmeyen sağlam oyuncu kadrosuysa filmin tadını tamamlayan baharat çeşnisi olmuş açıkçası.

Leonardo Di Caprio’ya söyleyecek lafım tükenmiş durumda çünkü beni her filmde biraz daha inandırıyor oyunculuğuna. Bundan sonra ilk izleyeceğim film sinemada gidemediğim Shutter Island olacak. Bu filmde herkes muhteşem olsa da benim ilgimi çeken Juno’da bayıldığım Ellen Page’in varlığı ve kesinlikle favori bayan oyuncum olma yolunda ilerleyen Marion Cotillard oldu. Jeux d’Enfants filminden beri yakın takibindeyim ve her defasında beni hayran bırakıyor.

Filmden çıktığımda beklediğim yumruk etkisini yaşamadım, daha çok beni düşünceler alemine sürükledi diyebilirim. Tam olarak oldukça küçükken izlememe rağmen hayran kalmış olduğum Memento ve çok geç izleme hatası yaptığım The Dark Knight’taki gibi (Prestige’i halen izlemediğimi de burada itiraf ediyorum). Gerçek ve düş arasındaki sınırı uyandığı ilk anlarda genellikle çizemeyen ve çok fazla rüya gören biri olduğum için, sorgulanacak çok şey geçmiş oldu film sonrasında elime.

Rüyalarımı manipule edip, uyanıp tekrar uyumak suretiyle onları değiştirmeye çalışırım çoğu zaman. Fakat buna rağmen çoğu rüyamın beğenmediğim ilk sonu daha çok yer eder bende, değiştirdiğim yeni versiyonundan ziyade. Bu nedenle rüyalarımızın sadece bilinçaltı yansıması mı olduğu yoksa bizim de rüyalardan etkilenip etkilenmediğimiz düşünceleri aklımı kurcalıyor. Kanımca “Başlangıç”ın gerçek olma şansı var. Rüyalarımızdan etkilenip, hayatımızda değişiklikler yapıyor olabiliriz. Fakat o kadar yumurta-tavuk problemi ki bu durum, ne kadar düşünsem, kesin bir şey söyleyemiyorum. Rüyalar, kaçışımız, korkumuz, rahatladığımız ve kendimizle karşılaştığımız yerler. Biraz daha fazla hatırlayıp, biraz daha içlerine girebilmek isterdim bu sınırı olmayan dünyaların. Bu kadar rüyaların ruhunu anlayan, oraya sakladığımız aşklarımızı, nefretlerimizi, hislerimizi bunca aksiyona rağmen hiç ıskalamadan derin derin anlatabilen bir film olması sayesinde, eksik bulamıyorum. Sadece rüyalara ve Christopher Nolan’ın anlatım gücüne biraz daha hayran oluyorum.

Sonu ise, tam bir şaheserdi. Ben ne kadar optimist olsam da, çelişkilerle boğuştum kapanıştaki depresif müzik nedeniyle. Saatlerce yorum yapılabilecek nitelikte, sadece ne hissettiğinizle sizi memnun edecek çözümü bulabileceğinize inanıyorum. Benim sonum mu? Bana kalsın 🙂

Aksiyon sahneleri zaten aklımı başımdan aldı, buna rağmen bu kadar dolu, bu kadar derin bir film… Öncelikle uzun süredir takip ettiğim için inanılmaz büyük bir beklentiyle gittim filme. Vizyona girdikten 2 hafta sonra gittiğim için de beklentim ve sabırsızlığım artmıştı. Buna rağmen beklentilerimin üzerindeydi film. Hayran kaldım, ve puan kıracak bahane bulamadım, aramak da istemedim.

Ne yazdım ama! Daha da yazasım var ama! Neyse 🙂

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here