Hunt for the Wilderpeople

0
406

Daha önce What We Do In The Shadows ile adını duyuran Yeni Zelandalı yönetmen Taika Waititi isyankar bir çocuk ile ona koruyucu ailelik yapan bir adamın Yeni Zelanda ormanlarındaki maceralarını ve onları aramaya çıkan polisleri anlatıyor. Huysuz adam ile onun bir şekilde zırhını delip kalbine girebilen çocuk/gencin maceraları sinemada pek bilindik ve örneklerini gördüğümüz bir hikaye. Buna rağmen Hunt for the Wilderpeople sıcaklığı ve samimiyeti ile ayrışıp, türün en tatlı hikayelerinden birine dönüşüyor.

Filmin yarattığı etkinin en önemli iki öğesi Ricky ve muhteşem Yeni Zelanda manzaraları. Ricky’yi oynayan Julian Dennison‘un sevimliliğine kapılmamak imkansız, ilk sahneden itibaren ekranı ele geçiriyor. Kıyafetleri, ufak takıntıları, gangster olmaya kendini kaptırışı ile filmin kuşkusuz yıldızı. Sam Neill ile aralarındaki ilişkinin gelişimi hem gerçekçi hem de samimi. Kaçık devlet görevlisi Paula ile Rachel House‘un karakteri absürt olduğu kadar karikatürize, buna rağmen hem kendisini sevdiriyor hem de güldürüyor. Taika Waititi manzaraları öyle güzel kullanıyor ki, kendinizi orada gibi hissetmemek, yukarıdan çekilen Yeni Zelanda güzelliklerine bakarken dalıp gitmemek zor. 

Hunt for the Wilderpeople ödül törenlerinde duyacağınız bir film değil belki ama yakaladığı samimi hava ile hem izlenmeyi hem de önerilmeyi hak ediyor. Filmi bana öneren sevgili Çağlar’a teşekkür edip, bu öneri zincirini devam ettiriyorum! İzleyin, izlettirin bu kalp yumuşatan hikayeyi.

DEĞERLENDİRME
Yazarın Notu
PAYLAŞ
Önceki İçerikManchester by the Sea
Sonraki İçerikSplit
Sinema ve kitap tutkunu bir dijital dünya insanı. Konuşmayı, anlatmayı çok sevdiği için başladığı bloggerlık yolculuğunda sinema maceralarını Tarçınlı Kahve üzerinde paylaşıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here