Gone Girl

2
3451

Türkiye’de Kayıp Kız adıyla vizyona giren Gone Girl, evliliklerinin 5. yıl dönümünde kaybolan Amy Dunne’ın ve kayboluşunun arkasındaki esrarın hikayesi. Film eşi kaybolan Nick Dunne’ın bir anda medya ve polisin ilgi odağı olması ile başlasa da, filmin ana karakteri Amy Dunne. Evliliğe ve “Amerikan Rüyası”na sert bir bakış açısına sahip film, kavuştuktan sonra sonsuza dek mutlu yaşayan Hollywood’un pembe gözlüklerini çıkartıyor ve uzun ilişkilerin karanlık yanlarını gösteriyor. Film boyunca ağır bir medya eleştirisi mevcut. Amy’nin kayboluşundaki suçluyu Nick olarak ilan edip, ona karşı ağır bir karalama kampanyası gerçekleştiren medya ve medyanın yönlendirmelerinin genel kanıyı nasıl değiştirdiği ana malzemelerinden biri. İşin ironik tarafı, Ben Affleck’in benzer medya tepkileri ile karşılaşmış ve bu konuya alışkın biri olması.

David Fincher adını duyunca, heyecanlanmamak pek mümkün değil. Filmografisinde Seven, Fight Club, The Social Network gibi başyapıtlara sahip yönetmen arada hayal kırıklığı yaratan işlere de imza atmış olsa da, keskin kamerasının izlerini elinin değdiği her işte görmek mümkün. Kendisi aynı zamanda House of Cards’a ilk 5 dakikasında bağlanmamızın iki nedeninden biri. Diğeri tabii ki Kevin Spacey, ama o başka bir yazının konusu. Gone Girl’den de beklentim, gerilim konusunda tam bir Fincher filmi izlemekti, beni hayal kırıklığına uğratmadı. Keskin virajlara sahip hikayede Fincher her virajda tüm salonun ağzını açık bıraktı. 2 saat 29 dakika olsa da, arasız izlediğim filmin nasıl geçtiğini anlamadım. Tüm film boyunca heyecanı ve ilgiyi kendisinde tutmayı başarıyor.

Oyunculuklardan bahsetmeye Ben Affleck’in çok iyi olduğunu kabul ederek başlayayım. Her ne kadar Affleck’ten nefret etmesem de, hayranı da sayılmam ancak Nick Dunne’u o kadar güzel var etmiş ki, hayran kalmamak mümkün değil. Tüm hataları ve sevimliliği ile Nick çok doğal ve inandırıcı bir karaktere dönüşmüş. Ben Affleck belki kariyerinin en iyi performanslarından birini verdi ancak Rosemund Pike’ın muhteşem gölgesinde kalması en büyük şanssızlığı olmuş. Simasına pek alışkın olmadığımız Rosemund Pike müthiş bir oyunculuk ile Amy Dunne’un her anına inandırıcılık kazandırıyor. Sinemaya da en karmaşık ve güçlü kadın karakterlerden birini kazandırıyor. David Fincher’ın bu rol için yıldız takıntısı yapmayıp Pike’a güvenmesi çok doğru bir karar olmuş. Kendisini Oscar Adayı olarak görmek pek şaşırtmayacak. Yardımcı oyunculardan Nick’in avukatını oynayan Tyler Perry karikatüristik bir karakter ile müthiş bir iş çıkartsa da, Neil Patrick Harris’in rolü için aynı şey söyleyemeyeceğim. Nedense NPH’yi yeterince ürkütücü bulamadım, ama bu onu Barney olarak görmeye çok alıştığım için de olabilir.

Yılın en iyi filmi ya da başyapıt demek mümkün olmasa da, Gone Girl kesinlikle çok iyi bir film. İzlerken zaman zaman nefesinizi tutacağınız, film bittikten sonra uzun zaman etkisini hissedeceğiniz türden. Bu yılın mutlaka izlenmesi gereken filmlerinin başında geliyor, kaçırmayın derim.

DEĞERLENDİRME
Yazarın Notu
PAYLAŞ
Önceki İçerikUnder The Skin
Sonraki İçerikDrinking Buddies
Sinema ve kitap tutkunu bir dijital dünya insanı. Konuşmayı, anlatmayı çok sevdiği için başladığı bloggerlık yolculuğunda sinema maceralarını Tarçınlı Kahve üzerinde paylaşıyor.

2 YORUMLAR

  1. Rosemund Pike’ın karakterinin yani Amy Dunne’in anlatıcı karakterini de üstlenmiş olması benim gözümde eksi puandı. Masal anlatır gibi yavaş bir ses tonu kullanarak seslendirdiği hikayesi ile, izleyiciyi yakınlaştırmak yerine, arasına bir set çekiyordu. Filmdeki anlatici/seslendiricinin rolü, izleyiciyi yanıltma çabasından ileri bir adım atamadı.

    Neil Patrick Harris bence cok iyi kotarmış bulanık hatlarla çizilen rolünü. Film onu ürkütücü gösterme derdinde değildi, o sadece Amy Dunne’in gizli gündemiydi (:

    Genele bakarsak sana katiliyorum, başyapıt değil ama gayet iyi bir seyirlikti.

    • Ben anlatımdan rahatsız olmadım, sanırım bunun sebebi biraz da Amy Dunne’dan uzak olmanın benim için sorun teşkil etmemesi. Bir American Beauty’deki dış ses kadar etkili olmasa da, Amy Dunne’un zaten uzak ve insanı geren karakterine biraz da olsa katkıda bulundu diye düşünüyorum. Bir yandan da narrator Fincher’ın sevdiği bir tool, ona özgü hissiyat katıyor. Eleştirini anlıyorum, hak veriyorum ama ben rahatsız olmadım sadece.

      NPH konusunda yanlı olabilirim, kabul ediyorum! Çok başka roller oynadıktan sonra tekrar değerlendirmem gerekli, benim için hala sıyrılamadı HIMYM rolünden 🙂 Belki film gerilim dolu olduğu için ondan da öyle bir karakter beklentisine girmiş olabilirim bir yandan.

      Görüşlerin için teşekkürler!

CEVAP VER