Girlboss 1. Sezon İncelemesi

0
639

I am a girl. And that shouldn’t be a bad thing. Girls are collaborative, empathetic, hard workers. Girls are great!

Sophia Amoruso‘nun çok satan kitabı #Girlboss‘un başarısı sonrasında sıfırdan milyonlar yapan bir şirket kuran Nasty Gal‘ın kurucusunun hayatından esinlenen bir dizinin çekilmekte olduğundan burada bahsetmiştim. 2016’da iflas açıklayan ve satılan Nasty Gal nedeniyle oldukça ilginç bir dönemde yayınlandı. Girlboss ilk sezonu ile 21 Nisan’da Netflix‘te yayına girdi. Pitch Perfect ve New Girl’den Kay Cannon‘un yarattığı dizide Amoruso’yu Britt Robertson oynuyor.

Milenyum Nesline Güzelleme

Kahramanımız Sophia hayat okulunda okumakta olan bir asi. Aslında onu destekleyebilecek bir babası varken kendi başının çaresine bakmayı tercih eden, bunun için de kanunları çiğnemekten çekinmeyen biri. Dizi onu tatlı bir asi gibi göstermeye çalışsa da bencil olmakla ve kendinden başkasını düşünmemekle eleştirilen yeni nesillerin ayaklı timsali gibi.

Kendisi olmakla yola çıkıp sadece sinir bozucu olma noktasına kadar gelebilen, sevmesi zor bir Sophia izliyoruz 13 bölüm boyunca. Para konusunda sıkışmış, kirasını ödememek ve işten atılmak konusunda dahi kendisinin haklı olduğundan sonuna kadar emin. Büyük bir çocuk gibi ve büyümeye de pek niyeti yok ama selfie neslinin dayanılmaz çekiciliği ile baş başa kalıyoruz ve bir sonraki bölüme tıklıyoruz. 

Girlboss vs. Gerçek Sophia Amoruso

En tepeye tırmanırken sadece kendini düşünen gerçek karakterleri ekranda görmeye aşinayız. The Social Network gibi sert ve eleştirel bir bakış olabileceğini bildiğimiz türün gerçek Amoruso’nun projeye dahil olmasının etkisi ile objektif olmadığı belli. Cannon bu dezavantajı Sophia’yı fazla komedi unsuruna çevirmeye çalışarak daha kötü hale getiriyor. Televizyonda da sinemada da güçlü ve kendisi olmaktan kormayan karakterlerin üç boyutlu hikayelerini izlemek kadar sevdiğim bir şey yok. Ama Sophia’yı son bölümlere kadar o kadar şımarık ve kurşun geçirmez resmediyor ki yumuşak karnını gördüğümüzde karakter çoktan karikatürize hale gelmiş oluyor. Son iki bölümde Shane ile yaşadıklarında dahi insan yeterince üzülemiyor. Garbage Person gibi bir kaç bölüm ile değerleniyor ve geç de olsa sempati yaratmayı başarıyor neyse ki.

Britt Robertson‘un hiç suçu yok tam tersine karizması ile tüm diziyi buna rağmen izlenebilir kılan kesinlikle kendisi. Tarz olmak, isyankar kız havaları hiç sakil durmuyor üzerinde, üstünde ne var ise aynısını giymek istiyor insan. Daha iyi bir Girlboss düşünmek zor. Bir nevi sağduyu olarak dizide yer alan Annie’yi oynayan Ellie Reed ise çok daha gerçekçi, çok daha inandırıcı bir karakter. Sophia’yı neden sevdiğini kendisi de bizim de anlamadığımız Shane ile Sophia arasındaki bağı da görmek zor. Asla önceliği olmayan, sadece yanında sürüklenen sevgili konusu en dramatik anlara sebep olsa da olabilecek elektriğin pek hakkını da veremiyor.

Breaking Bad ile evlerimize giren Dean Norris Sophia’nın babası rolünde hakkını veriyor. Ünlü One Flew Over Cuckoo’s Nest hemşiresi Louise Fletcher ilk ve son bölümde en yerinde müdahelelerde bulunuyor. Drag Queen yarışması ile ünlü RuPaul da Sophia’nın komşusu olarak gerçek komedi yapan tek kişi, hiç bir anda da abartılı durmadan eğlendiriyor. I Don’t Feel at Home in This World Anymore ile kalbimi çalmış Melanie Lynskey‘in Gail’i ise gizli cevher. Gariplik bu kadar yakışan çok az kadın var. Keşke çok daha fazla görünseydiden başka bir şey diyemiyorum, 3 bölümde görünmesine rağmen en çok akılda kalan oldu.

Eğlenceli olmak için fazla zorlasa da kendini izlettiren bir büyüme/zengin olma hikayesi Girlboss. Hayal kırıklığı yaratmadı diyemem ama bir şeytan tüyü olduğunu da inkar edemeyeceğim, bir şekilde kancayı takıyor seyircisine. Dizinin yaratıcısı Cannon dizinin verdiği mesaj ile gurur duyduğunu ve kadınlara ilham olmasını umduğunu söylemiş. Tabii ki ilham verici bir hikayesi var Amoruso’nun ama hikaye uğruna bunu harcıyor dizi, haksızlık ediyor gibi. Girlboss kitabında çok daha anlamlı öğütleri olan Amoruso‘nun gençliğinin pek çok sezon yolu var. Bana bu serinin en büyük faydası daha gerçekçi ve çok daha iyi versiyonu olan Girls’ün henüz el atmadığım son sezonunu izleme isteği yaratması. Oraya kadar gider mi bilinmez ama gerçek hayatta tepelere çıkarttığı Nasty Gal iflas veren ve satılan girişimcinin tüm hikayesini merak etmiyor değilim. Eğer Girlboss ikinci sezonu çekilir ise muhtemelen izlerim ama nefesimi de tutmuyorum.

Kısa Kısa

  • En çok dokunmayı başaran bölüm annesi ile tanıştığımız Garbage Person idi. Neyse ki Sophia dibine düştüğü ağaçtan yuvarlanarak da olsa uzaklaşmayı seçti.
  • Melanie Lynskey’i her dizide görebilirim ve sıkılmam sanırım.
  • Evet, o ceketi ben de istiyorum, gerçek bir bad ass!
  • Sophia Gail’in elbisesini kestiğinde Gail’e eşlik ettiğim doğrudur. Bitch!
  • The O.C. anı baya nostaljikti, gerçekten inanamamıştık “Melissa”nın öldüğüne!
  • Evet, hepimizin hayatında onun iyiliğini ona rağmen isteyen birine ihtiyacı var. Bunu okurken kendisinden bahsettiğimi bilecek benim Annie’m 🙂
  • Nathan ve annesi ile ben de içmek istiyorum!

Akılda Kalan Diyaloglar

Rick: You’d think it’d be easy to tell the difference between a homeless guy and an art student. It’s not.

Annie: I’m gonna love you no matter what. Even if one day a thousand dead spiders trickle right out of your vag.

Salesgirl: What do you think vintage is? A nice way of saying ‘shitty old clothes.’

Sophia: First off, it’s Nasty Gal. Second, this message board should be called David Lynch’s ‘Elephant Man’, because it’s full of freaks and sad as fuck.

Annie & Sophia: Love you in case I die! (Çünkü yüz defa filan söylediler.)

Sophia: I just need to figure out a way to grow up without becoming a boring adult.

CEVAP VER