Bridget Jones’s Baby

2
859
İlk filmi 2001 yılında yayınlanan Bridget Jones’un Günlüğü, Hollywood standartlarında olmayan 30 yaş üstü kadının da Hugh Grant’ları ve Colin Firth’leri kendisine aşık edebileceğinin ve mutluluğu bulabileceğinin hikayesi, bir nevi modern peri masalıydı. Bu komik masalın ilk bölümünden 15 yıl sonra Bridget ile 3. kez buluşmayı dört gözle bekliyordum, beklentilerim boşa çıkmadı.

Bridget, sonsuz saçmalama ve sakarlık kapasitesi, kilo/sigara problemleri ve samimiyeti ile kadınların özdeşleşebildiği ve çok sevdiği bir karakter. Yıllar içinde defalarca izlenesi kült bir romantik komediye dönüştü, iyi hissetmek istediğinizde her zaman güvenebileceğiniz türden. Bridget Jones’s Diary (2001)’de çapkın Daniel Cleaver ve ciddi Mark Darcy arasında kalan Bridget’i Bridget Jones: The Edge of Reason (2004) sonunda Mr. Darcy ile mutlu sonda bırakmıştık. 12 yıl sonra Mr. Darcy’den ayrılmış ve yine yalnız kalmış bir Bridget var karşımızda, tüm yakın arkadaş ekibi çoluk çocuğa karışmış, bir başına mum üflüyor. Ama bu defa All By Myself dinlemeye niyeti yok, bekarlığının, kariyerinin ve sonunda kavuştuğu ideal kilosunun tadını çıkartıyor. Amerikalı Jack ile tek gecelik bir ilişki sonrası kendisini alkollü bir gecede Marc Darcy’nin kollarında buluyor ve hamile olduğunu öğrendiğinde çocuğun hangisinden olduğunu çözemiyor. Sonunda herkesi de bu ikilemin içerisine sürüklüyor, çünkü tek başına ne eğlencesi var değil mi?

bridget-jones-baby-fall

Film, ilk filmin yönetmenliğini yapan Sharon Maguire‘ın varlığı sayesinde orijinal filmin havasını yakalamayı başarmış. En büyük başarısı da 15 yıllık araya rağmen herkesin bu kadar tanıdık gelebilmesinde, sanki uzun süredir görmediğim arkadaşlarımla buluşmuş gibi hissettim. Bridget ne kadar olgunlaşsa ve kilo verse de, hala bildiğimiz sakar ve geveze Bridget. Renée Zellweger‘ın abartılı estetik operasyonlarına rağmen hala sevdiğimiz Bridget’e benzeyebilmesine çok sevindim açıkçası, dün oynamış gibi karaktere bürünmüş. Maceraya yeni katılan Patrick Dempsey’in (Grey’s Anatomy) Jack’i, flörtözlüğü ve sevimliliği ile bir nevi Daniel ama onun gibi çapkın değil, bu yüzden sevmemek zor. Boşanma eşiğinde ve Bridget’i unutamamış Marc Darcy ise her zamanki gibi aşık olunası. Bir Bridget Jones filminden de başka ne beklenir ki? Tabii ki Emma Thompson! Senaryonun yazımında da yer alan Thompson feminist ve alaycı Dr. Rawlings’i resmen kendisi için yaratmış.

Beklentimin üstünde, film boyu güldürmeyi başaran ve Bridget Jones mirasına yaraşır bir geri dönüş olmuş. Bunca yıllık mazimizin hatırına, dolsun sinema salonları!

ezgif-com-resize

DEĞERLENDİRME
Yazarın Notu
PAYLAŞ
Önceki İçerikSolace
Sonraki İçerik[Fragman] Jackie
Sinema ve kitap tutkunu bir dijital dünya insanı. Konuşmayı, anlatmayı çok sevdiği için başladığı bloggerlık yolculuğunda sinema maceralarını Tarçınlı Kahve üzerinde paylaşıyor.

2 YORUMLAR

  1. Elinize sağlık.

    Son dönem vizyon filmlerinde içerik bakımından bir yavanlaşma söz konusu. California Sendromu temasına bağlı bir çok film dönüyor ortalıkta. Sosyo-psikolojik bir anaforun içinde batı sineması. Bu ve buna benzer konulu filmler izlemeye devam edeceğiz gibi. Bu da beni sıkıyor. Ör: Maggie’s Plan (Rebecca Miller)

    Konusunu vizyon furyasına kaptırsa da hala o tatlı tebessümünü üzerinde taşıyor Bridget. Bu yüzden ilgiyi hak ediyor.

    • Çok teşekkürler yorum için,

      Filmde aradığımı Bridget’ın her zaman bu halden çıkmaya çalışan bir karakter olması ve filmin güvensiz Bridget ruhunu yok etmeden devam edebilmesi nedeniyle buldum. Vizyonda benzer filmler, bencil ve hedonist insanlar görmeye devam edecek olmamızın en temel sebebi, sinemanın giderek eğlencelik konuma gelmesi. Bu nedenle de Hangover dünyası bir şekilde devam edecek ister istemez. Beni de sıkan konulardan biri, yine de Bridget Jones’u biraz farklı bir noktaya koyuyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here